22 Temmuz 2013 Pazartesi

Genetiği Değişik ...GDO

 

“Öyle bir zaman gelecek ki bir narla bir topluluk doyacak. “Hz. Muhammed sav. 


Bakara 211 :" İsrail oğullarına, onlara ne kadar açık bir mucize verdiğimizi sor! Fakat her kim, Allah'ın nimetini kendisine geldikten sonra değiştirirse şüphesiz Allah'ın cezası pek çetindir."
Nisa 119: "Ve mutlaka onları saptıracağım ve her durumda onları kuruntulara düşürüp, olmayacak kuruntularla aldatacağım. Mutlaka onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar ve yine mutlaka onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler.» Ve her kim Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinirse, şüphesiz açıktan açığa bir zarara düşmüştür! "

Ayetler ve hadis-i  şeriflerde uyarılar bilgiler verilmişti bize... 

" Petrolü kontrol ederseniz ulusları , gıdayı kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz"                 Henry Kissinger /1970



Yaşanan küresel gıda kriziyle, Genetiği Değiştirilen Organizma (GDO) patentli pirinç, mısır ve soya tohumlarının yaygınlaşması arasında nedensel bir bağlantı var.

 Bu bağlantı da;  gıda üretiminin Monsanto, DuPont, Syngenta, Dow, Archer Daniels Midland and Cargill önderliğindeki birkaç dev şirket tarafından küreselleştirilmesi.

Bu güçlü lobi küresel bir tarım politikası oluşturdu ve hem ABD Tarım Bakanlığı hem de Avrupa Komisyonu Tarım Direktörlüğü'nde etkin.

 Bu güçlü tarım şirketleri perde arkasından Dünya Ticaret Örgütü'nün tarımla ilgili kararları üzerinde hakim.

Uzun vadeli politikalarından biri kasıtlı olarak dünyanın acil tahıl stoklarını azaltmak.

Aynı zamanda bitkilerin ulaşımda yakıt olarak kullanılması için yetiştirilmesini öngören suç politikasının önde gelenleri de onlar.

Yani biyoyakıt dolandırıcılığı.

Küresel kıtlık koşullarında Monsanto ve tarım lobisi kendi patentledikleri GDO tohumlarının dünyadaki açlığa 'çare' olduğunu iddia ediyor.

 Henry Kissinger'in 1970'lerde ilan ettiği strateji 'Petrolü kontrol ederseniz ulusları ya da bölgeleri, gıdayı kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz' stratejisi bu.

 2005'ten beri ABD yönetiminin biyoyakıt sübvansiyonları ve promosyonu, bu tür yakıtların küresel ısınma sorununa çözüm olduğu yalanı, gıda fiyatlarını da etkiledi.

Bence bu tamamen bilinçli ve dünya üzerinde beyaz olmayanların nüfusunun azaltılmasını isteyen bir grup elit tarafından yönlendiriliyor.

 
 Dünyada gıdayı yöneten çok uluslu şirket sayısı 10'u bulmaz. Ve bu dev şirketler, dünyada herkese yetecek gıda olmasına karşın, günde 25 bin insanın açlıktan ölmesine yol açan politikaları etkiliyor veya belirliyor...

 Dünyada kim aç kalacak ya da kim obez olacak bu şirketler karar veriyor.



GDO Nedir ?  

 Bir canlının gen diziliminin değiştirilmesi ya da ona kendi doğasında bulunmayan bambaşka bir karakter kazandırılması yoluyla elde edilen canlı organizmalara “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar”, kısaca GDO adı denir. 

Bir canlıdan diğerine gen aktarımı, bir çeşit kesme,yapıştırma ve çoğaltma işlemi olup, genetik mühendisleri tarafından uygulanır.  

Aktarılacak gen önce bulunduğu canlının DNA sından kesilerek çıkarılır.Sonra vektör adı verilen taşıyıcı virüs ile bu gen , DNA molekülüne yapıştırılır. 

Frankeştayn Gıda olarak da nitelenen GDO’lar bugün kolera bakterisi geni taşıyan yonca, akrep geni taşıyan pamuk, tavuk genli patates,balık genli domates gibi gıdalar şeklinde karşımıza çıkmakta..

 


Türkiye  deki kavun karpuzun hepsinin gdo su değişitirildi.. 

Karpuza büyüme geni, hızlı büyüyen bir bitki veya hayvandan; kırmızı rengi, kırmızı bir böcekten; dayanıklılık geni sert kabuklu bir hayvan veya canlıdan transfer ediliyor.  

Kabak büyüme geni , karpuz çekirdeğine aktardılar..çabuk büyüsün diye 

İstakoz, kaplumbağa geninin katıyorlar .. dayanıklı olsun … 

kırmızı rengi için renk geni olan bir hayvan geni konuyor, kıpkırmızı ama karpuz tadı yok .. 

Karpuz tarlada bekleyerek topraktan rengini alarak büyümesi gerekir  aslında..

Görsel makyaj sunarlar ama lezzet yok…
 


Karpuzu inceleyin kalın lifler görürsünüz.. kabuk ile iç arasında,çeper  yapı görürsünüz… ince kabuk yok.. kalın kabuklu artık karpuzlar..
 


Buğdayda ise; bir başaktan 15-16 bugday tanesi yerine daha fazla buğday alıyorlar..
Türkiye'de küçükbaş ve büyükbaş tüm hayvanlarda  GDO'lu yemle besleniyor. 
Gdo lu ürünler ekildikleri bölgeyi etki altına alıp ,hızla o bölgeyi değiştirir ..kendisindeki baskın gen nedeniyle toprağı  değiştirir 

Kanunlara göre ; “gdo lu ürün ekim alanları, organik sahalardan bellirli uzaklıkta olması gerekir “maddesi vardır.  

Küresel planda esas amaç ;  gdo yu mümkün olduğunca yaygınlaştırmak. 

Dünyanın en zengin doğal florası, her mevsimin aynı anda  yaşayan Anadolu topraklarıdır.

Bu topraklardaki en önemli proje bu florayı yoketmektir.

Yokederek tescil altına almaktır.

Gelişmiş ülkelerde tarım, eğitimli kişilerin kontrolündeyken Türkiyede bu sistem tam tersi şekilde işletilir..

 

Irak Mezopotamya  tohumları:  Saddamın  işkenceleriyle tanıdığımız Ebu Gurayb cezaevi bir müzeydi .
Bu müzede bir bugday başağında 700 tane veren buğdaya ait tohumlar, arşivleri vardı… burası tohum deposuydu .. 
Abd işgal sırasında bu 700 taneli  tohumları alıp Norveç Svalbard  tohum ambarına  götürdü.
Bu kısım perde arkasında tutuldu..
Tohumların özelliği çok verimli olmalarıydı..
Bir adet tohum 7 başak veriyordu ..her başak ise 700 adet tohum …
Irak çok verimli bir bölgedir .. mezopotamya  toprakları tarih boyunca verimliliğiyle bilinir.
…ve bu topraklarda yetişen tohumda verimliydi..
 Şu anda  ise Iraktaki tohumların tamamı gdo ludur..
 İran ve Suriye nin elinde de bu tohuma benzer tohumlardan var.
 Tohum tacirleri  İran ve Suriye ye şu anda gdo lu tohum veremiyorlar..
Burayı işgalle buraların kaynakları önce yoketmeliler ki buralara tohumu verebilsinler, buraları da değiştirebilsinler…
George Bush un bir cümlesi oldukça manidardı savaş sonrasında : “Irak ı yeniden tohumladık..”  
*********

GDO, gdolu soyayı yiyen hayvanın etine, yumurtası ve sütüne geçer.
Gıda -Tarım Bakanlığının en kısa zamanda  tohum bankası kurması zorunludur  ve  bu tohumların çok sağlıklı ortamlarda saklanması gerekiyor…
Gdo aynı zamanda toprağın yapısını değiştirir. Toprak başka bir ürüne ekileceği zaman ekilemez toprağa başka ilaçlar katılması gerekir..
Türkiye de  10 senede toprak bozuldu.
 

 

Abd de 1 patlıcan 3,5 m., salatalık 5 m domates masa büyüklüğünde üretildi.
 
 
İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ :
 -GDO lu bitkiler yüksek allerji riski taşıyor. Allerjenler, genetik mühendisliği yoluyla bireylerin güvenli olduğunu düşündükleri için tüketmekte sakınca görmedikleri besinlere de aktarılabiliyor. Bu durumda birey allerjeni taşıdığını bilmediği besini tüketerek kendini riske atabiliyor.
 -Araştırmalar GDO lu patateslerin fareler için toksik etki yaptığını, bağışıklık sisteminde bozukluklar,viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğunu ortaya koyuyor.

-Sadece verimli ve dayanıklı birkaç ürün yetştirilmesine yol açan GDO ların yarattığı en büüyk tehlikelerden biri de gen çeşitliliğinin yok olmasıyla birlikte insanları tek tip gıda almak zorunda bırakıyor olması. 
Tek tip gıdalar insanların sağlıklı ve dengeli beslenmesini engelleyecek. Bu durumda tek tip beslenmeye mecbur kalacak olan yoksullar sağlığını yitriyor, maddi imkanı iyi olanların da gıda takviyeleri, tedavi yöntem ve ilaçlarına büyük miktarda para harcaması gerekiyor.

 HANGİ ÜRÜNLER GDO LU OLABİLİR?
 Pek çok GDO lu ürün var;
 Mısır, patates, domates, pirinç, soya, buğday, kabak, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri, kolza (kanola yağı bitkisi) , kasava, papaya.
Bunların dışında çalışmaların devam ettiği ürünler var;

 Muz, ahududu, çilek, kiraz,ananas, biber, kavun, karpuz, kanola.

Üretimi sırasında GDO kullanılmış pek çok ürün var;
Mısır ve soya genleri ile oynanan ürünlerde ilk sırayı aldıklarında bu bitkilerden üretilen yan ürünlerin de GDO lu olma riski var.
<!--[if !supportLists]-->·         <!--[endif]--> Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta,glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor. Örneğin;

 Bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler,pudingler, bitkisel yağlar,bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler,hazır çorbalar,mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk GDO lu olma riski taşıyor.

GIDA SEÇİMİNDE NELERE DİKKAT ETMELİ?

Ürünleri dış görünüşünden anlamaya imkan yok.Bu nedenle riski azaltmak gerek.

 Yukarıdaki “Hangi ürün GDO lu olabilir ?” bölümünü iyi okuyun. Böylece risk gruplarını tespit edersiniz.

 Organik ürünler yemeye dikkat edin.Bu ürünlerin üretiminde ekolojik sertifikalı tohumluk kullanılır. Her organik veya ekolojik denen üğrüne itibar etmeyin.Mutlaka sertifikasını görmek isteyin. Alışveriş yaptığınız marketlerde organik ürün talep edin.

 Gıdaları mevsiminde tüketin. Mevsimi dışında yetiştirilen sebze ve meyveler için doğal olmayan zorlama yöntemler kullanılmaktadır. Doğal yöntemlerin kullanılmadığı seralarda çok fazla tarım ilacı kullanıldığını da unutmayın.

 

 

 

Hibrit Tohum Nedİr ?

Bİtkilerde ; meyve ve sebzelerİn genİ değİştİrİlmİş melez,hibrit,ebret, gerİ dönüşümsüz, tek kullanımlık tohumlara verİlen addır.

 Bu gibi tohumlardan üretİlen bİtkiler,şifacı  olmayacağı gibi bağışıklık sistemine hiç bir katkısı olmayan antioksİdan mİnarel ve vİtamİn İhtİva etmekte, bu da bugün hızla artan kanser hastalıklarını tetİklediği söylenmektedir.

 

 

Hibrit tohumluk, aynı türe ait bitkinin genetik bakımdan kendisiyle yakın akraba olmayan bir başka bitki ile tozlanmasıyla yani melezlenmesiyle elde ediliyor.  Yani aynı bitki türünün farklı ailelerden gelen ana ve baba bitkiler birleştirilerek F1 denilen melez tohum elde ediliyor. Elde edilen tohum, hastalık ve zararlılara, sıcağa ya da soğuğa karşı dayanıklılığı, raf ömrünün uzunluğu ve yüksek verim sağlaması gibi nedenlerle  üretimde tercih edilirken, eskiden beri yetiştirilen yerel çeşitler piyasadan çekiliyor, hatta bunlar gen bankaları tarafından muhafaza  edilmedikçe yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

 

HİBRİT TOHUMUN ÜRÜNÜNDEN TOHUM ELDE EDİLEBİLİR Mİ ?

F1 denilen hibrit tohumdan üretilen ikinci ve daha sonraki nesiller ilk melezlemede elde edilen olumlu özellikleri taşımadığı için F1 tohum ancak bir yıl başarılı şekilde tarımsal üretim için kullanılabiliyor.

Aynı yüksek verimi, bitki performansını veya istenilen kalite özelliklerini elde edebilmek için hibrit tohumluğun her yıl satın alınması gerekiyor.

Türkiye 20-25 bitki türünde ihtiyacı olan yüzlerce hatta binlerce hibrit çeşidi yurt içinde geliştirme ve bunların tohumluğunu üretme kapasitesinden yoksun olduğu için, bunların bir kısmını ithalat yoluyla karşılamak zorunda kalıyor.

Örneğin sadece domateste yaklaşık 850 kayıtlı çeşit varken, bunların ancak birkaç yüz tanesi üretimde kullanılabiliyor.

 

 

 

 

Bilinçaltı Telkinleri, 25.Kare ,Subliminal Mesaj

 

 



 Bilinçaltını (şuuraltı) etkilemeyi hedefleyen mesajlara “subliminal” adı verilir.



Genel olarak “şuuraltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edilir.
 Kişinin şuuraltına ‘’subliminal’’ mesaj gönderme yolları:
1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yolları.
 
2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla şuur-altına itilen 25. kareler.
 
3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.
 
Bu yöntem; bir ürünün reklâmını yapmaktan,
 bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya,
psikolojik savaşa,
 uluslararası ilişkilere,
yanıltıcı bilgilendirmeye kadar varan geniş bir yelpâzede kullanılmaktadır.
Görsel ve işitsel olarak (şuurlu) algılananlar değil; şuur-altı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur.
 
Bunlardan en çok kullanılanı dijital ses dosyalarına gizlenen ses mesajlardır.
 Üzerinde oynanabilirliği ve işlenilmesi ve yayılması daha kolay olduğundan MP3
Dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır diyebiliriz. 
Peki sistem nasıl işliyor?
 
İnsan kulağı sâdece belirli frekans titreşim sıklığı aralıklarındaki sesleri duyabilir.
Eğer siz bir müzik parçasını rahatça duyabiliyorsanız, bu sizin duyabileceğiniz titreşim aralığında olduğunu gösterir.
 İnsan beyninin algısı ise, bundan daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir.
********Dikkat ediniz:“duyabilecek” demiyoruz, algılayabilecek diyoruz. *********
 
 
Yani, kulağımız ancak belirli bir titreşim aralığındaki sesleri duyabilir.
 Fakat beynimiz bu aralığın çok daha ötesindeki sesleri algılar, hisseder.  
8-12 hertz dalga boyundaki Subliminal mesaj içeren bir MP3′ü kulağınızla dinlersiniz, ancak içindeki gizli-mesajı beyniniz dinler.
Bu esnâda kulağınız hiçbir şey duymaz.
İnternette ve paylaşım programlarında şuuraltı mesajları içeren MP3 dosyaları bulunmaktadır.
 Hatta bu gizli mesajları frekans aralıklarına göre analiz ederek ortaya çıkartan yazılımlar dahi vardır.
 
Mesela, en korkunç uygulamalardan sadece biri:
“Amerika, Irak’ı işgal etmeden önce bir yıl boyunca (daha fazla da olabilir) Irak radyolarında Kur’an yayınının altından, çok düşük bir titreşimde, kulakla duyulmayan, ancak dimağla algılanarak Iraklıların şuur-altına gönderilen: “Direnmeniz faydasız” gibi mesajlar verilmiş ve bir ülke işte bu şekilde şuuraltı mesajlar ile işgâle hazır edilmiştir.  
25. KARE : 
Gördüğümüz bir ânlık görüntü : 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur.
Sinema şeridinde, saat, dakika, sâniye olarak bir diziliş vardır.
Her sâniyeden sonra bir yabancıkare gelir ve bir sâniye 24 karedir.
 Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur.
 Her 327.5 satırda bir de "control-track"denilen aralık vardır.
 İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25inci kare oluşturulur ve bu son kare olan 25. kare ânlıktır.
Yani görüntü sâniyede 1/24 olacakken, bu 1/25'e çıkar.
 Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve ânında kaybolur. Genellikle göz ve beyne görünmez, daha doğrusu görülür ama şuuraltında kalır.
 
25. karenin temel mantığı da mesajı şuur-altına göndermek olduğu için, artık dünya sinema sanâyii’nde bu tekniği kullanmayan yok gibidir.
 Yani  evimizde  rahat koltuklara oturup herhangi bir televizyon kanalındaki herhangi bir dizi/ film ya da bir belgeseli seyrederken aynı zamanda 25 karelerle şuur-altınıza gönderilen mesajlara/ telkinlere/ saldırılara ma’ruz kalırız.
 
Göz bunları görmüyor ama sâniyenin 3 binde biri gibi bir zaman aralığında bu görüntü şuur-altına ulaşıyor, orada depolanıyor.
 Bu gizli mesajlar sâyesinde, o reklâmı, diziyi, filmi ya da herhangi bir resmi hazırlayan kişi/ yapımcı/ yönetmen kendi hedefine, niyetine ve ideolojisine göre vermek istediği mesajı “25inci Kare”lerle şuuraltına göndermiş oluyor.  
GÖREMEDİĞİMİZ HALDE NASIL ETKİLENİYORUZ  25. KARELERDEN ?
 
Görünen , göründüğü  anda  bu kadar etkili olmuyor.
 Çünkü, kişi, şuurlu bir tercih ile gördüklerini veya duyduklarını ya red ediyor ya da kabul ediyor.
Çünkü baştan önüne seçenek getirilmiş oluyor.
Fakat bu, öyle birşey ki insan onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyor, yani bizlerin algı frekanslarımızın tamamen altında veya üstünde yer alıyor.
 Böyle bir şeyi kabul yahut red etme gibi bir imkânımız var mı? Elbette hayır.
 
İşte 25. karenin ve subliminal reklamların temel mantığı budur!
Hedefteki kitlenin şuurlu tercih hakkını gaspederek, onları gizlice zehirlemek! 
 
Bu işi yapanlar insanı ve insanın yaratılışını çok iyi biliyorlar.
1900’lü yıllara kadar uzanan bir geçmişi var bu tür çalışmaların.
Psikolog ve psikanilistlerin insanla ilgili uyguladıkları, gözlemledikleri ve deneylerle ortaya koyduklarıbilgi ve bulgulardan yola çıkarak “İnsanınasıl etkileyebiliriz” sorusuna cevap aradılar.
İlk başta ticarî hedefler ve büyük şirketlerin mallarını halka pazarlamanın bir yolu olarak gördüler bu şuur-altı telkinleri.
 Daha sonra ise bu taktiği öğrenen her kişi ve her yapımcı kendi niyet, inanç ve ideolojisine göre vermek istediği mesajları bu yolla insanlara zerk etmeye başladılar.
 
25. KARE NE ZAMAN ve NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?
Şuur-altının bütün görüntü, ses ve resimleri kaydetme özelliği 1900’lü yıllardan beri insanları yönlendirmek için kullanılmaktadır. 
1900’lü yıllarda Knight Dunlap adında Amerikalı bir psikoloji profesörü illüzyon gösterisi yaparken şuur gücüyle algıalanmayan “hissedilemez gölgeler” kullanarak aynı uzunluktaki 2 çizgiyi seyircilerin farklı ölçülerde algılamasını sağlamıştı.
İşte buradan hareketle şuur-altını hedef alarak mesaj göndermeyi hedefleyen ve adına“Subliminal Mesajlar” (Şuur-Altı Telkinler) denilen bu tür reklamlar ilk kez 1950'li yıllarda Amerika'da ortaya çıktı.
James Vicary adlı reklamcılık uzmanı, sinema salonlarında yaptığı bir deney sonucu patlamış mısır ve kola satışlarının arttığını iddia etti.
 Bu deneyde film perdede oynarken, sâliselik görüntüler hâlinde gözle görülemeyen gizli kareler ve gizli mesajlarda: “patlamış mısır ye” ve“Kola iç” sloganları çıkıyordu.
Seyirci bu sloganları şuurla algılayamadığıhâlde, şuuraltına hitap eden bu sloganlar neticesinde Kola satışlarının yüzde 18.1, patlamış mısır satışlarının ise yüzde 57.7arttığı görüldü.
Bu şekilde,şuur-altına yönelmenin reklamın etkinliğini artırmada daha işlevsel olduğu görülmüştür.
İşte o gün bugündür uygulanan 25inci kareler sâdece bir insanı ya da bir topluluğu değil ; bütün insanlığı tehdit edegelmektedir. 
Bir grup psikolog ve yazar bu konunun gündeme geldiği ilk yıllarda bu yöntemin uydurma ve efsâne olduğunu ve insanları etkilemeyeceğini söylediler.
Ancak, beyin dalgalarını ölçen teknolojilerin gelişmesi ile gizli-mesaj içeren reklama beynin daha farklı ve fazla tepki verdiği gözlemlendikten sonra, bu yöntemin etkisi ispatlanmış oldu.
 
İşin en ilginç tarafı ise bu önemli konuyu gündeme taşıyan, kitap, tez ve âile eğitim seminerlerinin yok denecek kadar az olmasıdır.
 Yıllardır uygulanan böyle ciddî ve hayatî bir konunun nasıl olup da bütün bir insanlık tarafından henüz bu şekilde yeni-yeni öğreniliyor olması düşündürücü olsa gerek.
 
Televizyon karşısında uyuyan/uyutulan bir çağda yaşıyoruz!  



 
ASIL HEDEF ÇOCUKLAR ! 
 
Şuur-altı teknolojisi maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklam panolarında, filmlerde yasal olmayan bir şekilde kullanılıyor.
 Çocuklara sevgiyi kardeşliği öğütleyen masum zannettiğimiz çizgi filmlerin arasına pornografikresimler, şiddet unsuru içeren görüntüler bu teknolojiyle saklanıyor.
Çocuğumuz fark etmeden o görüntüleri beynine konuk ediyor ve şahsiyetinin oluştuğu o en ciddî yaş dilimde (sıfır-yedi yaşarası) bu görüntüler içeride şuur-altında hapsoluyor..
Artık siz siz olun her gördüğünüz ve duyduğunuza çok dikkat edin.
 
 Özellikle Disney, yaptığı çizgi filmlerde cinsellik temasını yıllardır çocuklarımızın şuur-altına kazımıştır.
 
“BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLÂM UYGULANMAKTADIR”
uyarısını görmediğinizi söyleyebilir misiniz?  
Peki ne demek “Sanal Reklam?” 
Sanayi Bakanlığına göre sanal reklamın tarifi aşağıdaki gibi :  
 "Sanal reklam"; hukûken kullanımı meşru görüntülerin, canlı veya banttan bilgisayar marifeti ile manipülasyonu ve söz konusu görüntülerde yer alan muhtelif unsurları reklam amacı ile, halihazırda kullanılan veya ileride geliştirilecek teknolojiler vasıtasıyla oyun sahası ve çevresi üzerine düşürülen tüm görüntüleridir.”  
Niçin sanal reklam? 
 
Çünkü, şuur-altına telkin göndermenin en iyi yoludur.. 





 
25. Kare'nin uygulandığı bir film :  
DÖĞÜŞ KULÜBÜ / The Fight Club
Niçin bu film?  
Bir kere adına bakarak bunun bir dövüş filmi olduğunu zannetmeyin.  
“Gün gelir sâhip olduklarınız, size sâhip olmaya başlar!” sloganı ile modern insanın tüketim merkezli hayat tarzını sorgulayan bir filmdir döğüş kulübü.  
Edward Norton ve Brad Pitt’in başrollerini paylaştığı ve David Fincher’in yönettiği bu film,
2000 yılında Empire Ödülü(İngiltere),
2001’de En iyi DVD, en iyi DVD anlatımı, en iyi DVD özel içerikleri ödülünü almış ve
 2005 yılında Total Film magazin ödüllerinde (UK) “Dünyanın bu güne kadar gelmiş geçmiş en iyi film ödülü” ne lâyık görülmüştür.





Gerçekten çok etkileyici bir filmdir.

Moderniteye karşı çıkarak :  
Repliklerinde;
“Gün gelir sâhip olduklarınız, size sâhip olmaya başlar”
“Her şeyi kontrol etmeyi bırak ve rahat ol…”
“Nefret ettiğiniz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyorsunuz.”
“Seyrettiğiniz reklâmlar yüzünden araba ve kıyafet değiştiriyorsunuz.”
“Sizler paranız kadar iyisiniz.”
“Siz işiniz değilsiniz…”
“Bindiğiniz araba değilsiniz..”
“Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz” diyordu.
 
 
Şimdi, “Dünyanın bugüne kadar gelmiş geçmiş en iyi film ödülü”ne lâyık görülen bu filmdeki 25. kareleri yakalayabilmek ve filmdeki her sâniyeyi kare-kare izleyebilmek için önce : 
1. Filmi bilgisayarınıza kaydedin.
2. Media player ile izlerken film sahnelerini 1/16 “Slow / yavaş”izleme modunda.
3. “klcodec” ile izlerken alttaki ok işaretlerinden “Decrease Speed”e üç kez tıklayıp filmi en yavaş haline getirmeniz gerekmektedir. Böylece her sâniyeyi yaklaşık 5 saniyede izleyecek ve her kareyi tek-tek yakalayabileceksini z.
 
SONUÇ:
 
1. Araştırmalarımızın sonucunda filmin yönetmeninin (sexomaniac) olduğunu bulduk.
2. Filmin (bizim yakalayabildiğimiz) 26 farklı yerinde 25inci kareler kullanılmış.
3. 25. Kare tekniği ile elinde sigara olan Brat Pitt resmi filmin çeşitli yerlerine yerleştirilmiştir.
4. Yönetmen filmin 2 farklı yerinde 25. kare tekniği ile erkek cinsel organınıyerleştirmiş.
5. Yine filmin 2 yerinde Çocuk Pornosu şuur-altına yerleştirilmiş.
6. Unutmayın 25. karelerin yer aldığı her film gibi bu filmde de normal seyrinde görülmesi gerekenlerin dışında hiçbir şey görülmüyor.
Aslında çok şey görülüyor ancak hiç kimse ne gördüğünü bilmiyor.
 
7. Uyanmayanlar ve hâlâ 25. karenin varlığına ihtimal vermeyenler, denesin ve görsün diye filmdeki en can alıcı karelerin sadece bir kısmının dakika ve saniyelerini aşağıya sırasıyla yazıyoruz. İsteyen filmdeki tespit ettiğimiz bu dakika ve saniyelerde filmi durdurup kare-kare izleyebilir.
06:02= elinde sigara olan Brat Pitt resmi,
31:07 = cinsel öğeler erkek cinsel organı,
31:14 = cinsel öğeler,
46:41 =cinsel öğeler,
49:09 = cinsel öğeler,
50:42 ile 50:52 = çocuk pornosu mesajları…
02:10:39= Film bitiyor binalar yıkılıyor ve yine erkek cinsel organı filmin finali olarak 25. karede yer alıyor.
*** 
Filmin en tuhaf gelen bölümü ise Tayler’in işi sabun imalatçılığı olmasına rağmen, 30uncu dakikadan itibaren, Tayler’i anlatırken onun bir sinema yapımcısı olduğunu anlatmasıdır. (Filmin sadece bu 2 dakikalık bölümünde Tayler bir sinema yapımcısıdır)  
Şu ifadeler 30uncu dakikadan sonra aynen filmde geçmektedir :  
“Sinema filmleri tek bir makarada olmaz ; birkaç makarada olur ve bir kare bittiğinde diğer makaraya geçerken birisinin düğmeye basması gerekir. O an geldiği zaman projektörleri değiştirir ve film devam ettiği için kimse bir şey anlamaz. KİMSE GÖRDÜĞÜNÜ BİLMİYOR AMA GÖRÜYOR”der ve sorar: “ACABA KAÇINIZ ONU İŞ BAŞINDA YAKALAYA BİLİRSİNİZ?”  
DİKKAT : Yaptıkları işi aynı filmde anlatıyorlar!  
REKLAMLARLA ŞUURU ÇALINAN İNSANLAR  
İnsan beynindeşuur-altının tepki verdigi iki mühim olay var : “doğum” ve “ölüm”.Şuur-altımız bu 2 vak’aya çok daha fazla tepki veriyor. Bu 2 mesaja daha duyarlı.  
“Sex” (cinsellik) mesajı doğum arke-tipinde, “kill” (öldürmek) mesajı da ölüm arke-tipinde karşılanıyor. Bu simgeler, verilmek istenen mesajın içine yerleştirildiğinde şuur-altı bunları öncelikli algılar olarak saklayabiliyor ve sıra kullanıma geldiğinde, bu öncelikli depolanan veriler davranış ve hareketlerimize yön çiziyor.  
ŞUUR-ALTI TELKİNLER YASAK DEĞİL Mİ?  
Şuur-altı reklamlarının etkisinin ispatlanmasını n ardından bir yandan bu yöntemin kullanımı arttı ve diğer yandan da bu gibi yöntemlerin kullanılmasını önlemeye yönelik yasalar çıkartıldı. Ülkemizde RTÜK şuur-altı reklamı: “Teknik cihazlar vasıtasıyla televizyonyayınlarında çok kısa süreli görüntüler kullanarak, izleyicilerin ancak bilinçaltıyla algılayabilecekleri ürün veya hizmetlerin tanıtılmasına ilişkin mesajlar içeren reklamlar” olarak tanımlamıştır. 
 Yasalarımız tüketicinin korunması bakımından, gizli reklam ve şuur-altı reklamı da yasaklamıştır.
3984 sayılı Yasanın 20. maddesi: "Reklamların, programhizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırdedilebilecek ve görsel ve işitsel bakımdan ayrılığı fark edecek biçimde düzenlenmesini, şuur-altı ile algılanan reklamlara izin verilmemesini" hükme bağlamıştır.  
Radyo ve Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve Usulleri İle Reklam Gelirleri Üst Kurul Paylarının Ödenmesi Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesine göre de: "Yayınlarda gizli reklam yapılamaz. Programlarda açıkça reklam olduğu belirtilmedikç e ürün veya hizmetler reklam amacını taşıyan şekilde sunulamaz. Çok kısa sürelerle imaj veren, elektronik aygıt veya başka bir araç kullanılarak veya yapılarının ne olduğu konusunu izleyenlerin fark edemeyecekleri veya bilemeyecekleri bir biçime sokarak, bilinçaltıyla algılanmasını sağlayan reklamların yayınlanması yasaktır."  
1964`te İngiltere, 1974`te ABD olmak üzere dünyadaki 55 ülke insanlarını bu tekniklere karşıkorumaya almıştır. Rusya'nın Ekatirinburg şehrinde yayın yapan ATN Televizyonun “Otur ve ATN izle” şeklinde bir gizli mesaj verdiği tespit edilmiş ve yayın lisansının 2 ay iptal edilmesine neden olmuştur.
Neticede, Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde şuur-altı reklam yasaklanmıştır ama bütün reklamları, dizi, film ve belgeselleri şuur-altı mesaj içerip içermediği noktasında denetleyecek bir yapı kurulamamıştır.  
ŞUUR-ALTI VE GENEL ÖZELLİKLERİ 
  • Günlük hayatımızda yaşadığımız bazı sorunların şuur-altımızdan kaynaklandığınıhep söyleriz ama acaba kaçımız şuur-altımızın gücünün ve öneminin farkındayız?
  • Şuur-altı çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavramdır.
  • Bu kavram şuurumuzun farkında olmadığı ama davranışlarımızın yönlendirilmesinde önemli rol oynayan bir yapıyı belirtiyor.
  • Şuur-altı,alt-benlik, şuur-dışı olarak da adlandırılan şuur-altı kişiliğimizin farkında olmadığımız, denetimimiz dışındaki parçasını temsil etmektedir.
  • Diğer bir deyişle bu, buzdağının görünmeyen kısmıdır.  
  • Otomatik bir pilot gibi bütün tecrübelerimizi depolar.
  • Bir hâfıza deposudur. Tecrübelerinizi hâtıralar şeklinde depolar.
  • Şuur-altı heyecanlarımızı , sezgilerimizi, alışkanlıklarımızı ve güdülerimizi depoladığı gibi, bunların faaaliyete dökülmesinden de sorumludur.  
  • Şuuraltımız, zihin telkin yoluyla iknâ olunmaya müsâittir.  
  • Şuurlu zihnin aksine, sorgulamadan tekrarla gelen teklifleri kabul eder, pekiştirir.  
  • Bütün otomatik davranışlarımız, alışkanlıklarımız ve heveslerimiz hâfızada kayıtlı bilgiler arasındadır.  
  • Şuur-altı zihin delillerle ne iknâ edilebilir, ne de aldatılabilir.
  • Fikirlere ve imajlara karşılık verir.
  • Şuur-altının en mühim özelliği ise: şuurumuzun farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesidir.Siz 5 katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama şuur-altınızda bu sayı biliniyor ve kaydediliyor.
  • Aynı şekilde bebekliğimize dair hâtıralar şuur-altıkayıtlarının arasında bulmak pekâlâ mümkündür.  
  • Şuur ise aynı anda 3 ilâ 7 işi yapabilir. Daha fazla görev yüklendiğinde kilitlenir. Bu yüzden dikkatimizi yönlendirmediğimiz, bizi o anda ilgilendirmeyen birçok veri bu filtreden süzülür.
  • Beş duyumuzun karşılaştığı çok sayıda duyum, algılanmadan şuur-altı hafıza deposuna aktarılır. Demek ki duyduğumuz, gördüğümüz ama kavrayış olarak algılayamadığımız herşey şuur-altına ileride tekrar kullanılmak üzere veri olarak depolanır ve gelecekteki hareketlerimize yön çizer.  
  • İşte tam da bu aşamada şuura değil ama şuur-altına hitap eden bütün propaganda ve veriler, bizim davranışlarımıza yön çizen güdüler olarak karşımıza çıkar.
  • Zira sıklık arz eden tekrarlar derin algılarımıza yöneliktir.  
GERÇEK : GÖRMEDİKLERİMİZ Mİ?
Şuur-altı dediğimiz alan, şuurun binde 999'unu oluşturuyor.
Yani biz şu anda bu yazıyı, binde 1 seviyesinde görüyor, dinliyor ve okuyoruz. 
 Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor?
Gözde bilimsel olarak “fovea hareketleri” olarak isimlendirilen alan sizin şu anda görmediğiniz şeyleri de görüyor.
Göz devamlı bir tarama içinde. Tarıyor ve aldığı bilgileri şuur-altına atıyor.
Bunlar bilimsel verilerdir. İsteyen araştırsın... 
Biz, normal şartlarda, gözümüzün fovea hareketleriyle beynimizde depolanmış şeylerin çok azını hatırlıyoruz.
Ama mesela markete gittiğimizde 10 tane deterjan arasından 1 tanesini çekip alıyoruz.
 Yani gördüğümüzün ve de duyduğumuzun farkında olmadığımız şeylerin, şuur ortamına çıkarak bize o malı satın aldırması söz konusu oluyor.
Yani biz görmediğimizi zannettiğimizşeyleri aslında görüyoruz ve şuur-altımıza gönderilen verilerin karar verme ya da faaliyete geçme aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı doğrudan etkiliyor.
Alıntı  
******  
Şimdi neden bu kadar derin bir uyku içinde olduğumuzu, niye bu kadar tepkisiz olduğumuzu, neden aslımızı unuttuğumuzu anlayabiliyor musunuz...?   
Gittiğiniz filmlere de dikkat lütfen, özellikle filmlerin başı ve sonunda çok kullanılan şekil ve sayısal simgelere bakmamaya çalışın..