15 Temmuz 2013 Pazartesi

Koku ...ilginç bilgiler





K O K U …

Kâinatta “KOKU” kavramını hayatımızın her alanında olduğu halde yeterince düşünemediğimizi ve bu nimet için şükrümüzü yeterince ifa edemediğimizi hissettiğimden dolayı böyle bir yazı dizisi şeklinde çalışma yapmayı Allahın cc. izniyle uygun gördüm.

Aslında bir kitap oluşacak bir meseleyi özden özetleyerek her bir cümleden fayda sağlayacak bir şekilde altı bölümde ele aldım.

Ruhani âlemden ve bazı sırlara karışmış kardeşlerimizden yardımlar alarak acizane Ümmete fayda sağlanacağını umuyorum.

 Biz uzun yıllardır Güllenirdik.

Ancak bir zaman Mekke de "Salma" isimli muhteşem bir koku ile tanıştık.

Formülü sır gibi saklanan bu kokunun taklitleri dahi mevcuttu...

 10 yıldır bu kokuyu hissedemiyorduk ancak bir süre önce hiç sürmediğimiz halde bir şekilde bu kokuyu algıladık.

Ve bu yazıyı yazma kararımızı bu olay netleştirdi.

Umarım menfaatlenirsiniz.

1-KOKU

2-İSLAMİYETTE KOKU

3-OSMANLIDA KOKU

4-MELEKLER VE KOKU

5-HAVAS İLMİNDE ERVAHTA VE VARLIKLARDA KOKU

6-HAYVANLARDA KOKU

KOKU YAZI DİZİSİ

 

KOKU

Bismillahirrahmanirrahim.

“Rabbî yessir, velâ tuassir, sehhil aleyne bi fadlike ya Muyessir.”

Koku; koku alma duyuSuyla anlaşılan, hisedilen genelliklede çok küçük zerrelerle havada çözülmüş olarak bulunan moleküllerdir.

Salgılanması ve algılanması anlamında koku iki çeşittir. Maddi ve Manevi…

Kokular algılamaya göre hoş ve kötü olarak ayrılabilmektedir.

Her yaratılmışın bir kokusu vardır.. Cenab-ı Hakk bazı kokuları aynı bAzılarını ise farklı yaratmıştır. Mevsimlerin dahi kokuları farklıdır.

Yağmurun farklı güneşin başkadır. Kavimlerin başka diğer bölgenin kokusu başka olabilir.

Koku bir sırdır, şifredir.

İnsani koklamanın da bir usulü vardır. Gözler kapanır. Önce derin bir nefes alınır verilir. Ve koklanacak cismin 5-10 cm yanına burun yaklaştırılır veya cisim yaklaştırılır. Ve burundan yavaşça bir nefes çekilir. Koklamada alınan ilk koku hissedilenin zirvesidir. Kokunun zayıf, güçlü, yakıcı, keskin, tatlı, sert yumuşak olup olmadığı anlaşılır.

Sıcak hava, koku moleküllerinin havada serbest halde dolaşarak geniş alanlara yayılmasını sağlar. Buharlaşma ne kadar yoğun olursa koku da o denli belirgin olur.

Ancak sıcak hava yoksa koku da yok demek değildir.

Sadece yoğun hissedilmez. Ancak havanın etkisi kokunun hareketinde çok önemlidir. AllaH-u Teâlâ kokuyu hava veya rüzgar ile taşıyarak kilometrelerce öteden hissettirebilir.

İnsanın koku alma duyu organı burun’dur.

Diğer mahlûkatta bu değişebilir. Koku alma işlemi Burnumuzun yalnızca % 5’lik bir bölümünde oluşmaktadır. Beynimizde bulunan yüz milyaR hücre hayatımız boyunca hiç yenilenmezken, burnumuzda bulunan milyonlarca koku hücresi sadece 45 gün yaşar. Bu sürenin sonunda ölen hücrelerin yerini yenileri alır. Burnumuzda yaklaşık 1000 tane koku reseptörü olduğu ortaya çıkmıştır. Bu 1000 reseptörle, 10.000’den fazla kokuyu algılayabilmekteyiz.

Kokuyu maddesel olarak algılandığı gibi, ruhsal olarak da algılanabilir. Kişi bir yemeğin kokusunu duyarak, kokusundan doydum diyebilir. Bir bitki iştahı açabilir. Farklı bir çiçek kokusu kişiyi etkileyebilir ve değişik düşüncelere dAldırabilir.

“Koku lezzet tamamlayıcısıdır.”

Güzel koku; Ruhun gıdasıdır, ruh ise kuvvetlerinin taşıyıcısı olduğuna ve kuv­vetler de güzel kokuyla arttığına göre, demek ki koku dimağA, kalbe ve diğer iç organlara yarar sağlar, kalbi ferahlatır, nefsi sevindirir, ruhu genişletir.

Güzel koku, ruh için en uygun şeydir.

 Güzel koku ile güzel ruh arasında yakın bir ilişki vardır.

Güzel ruhlar, gü­zel kokuyu sever.

Kötü ruhlar, kötü kokuyu sever.

 Her ruh kendisine uygun düşeni sever. İnsanın kokusundan nasıl bir ruh hali içinde olduğu anlaşılabilir.

Koku alma hissi ruh halimiz üzerinde son derece etkilidir.

 Hatırlatmaktan çok yeniden hissettirir. Koku insanın karakterini yansıtır.

Genç yaşlarda ki algılanan bir kokudan aldığınız haz ile ileriki yaşlarda ki algılama farklıdır.

Koku duyumuz Allah Teâlâ’nın nimetlerindendir.

 Bu duyu sayesinde iyi ve kötü birçok şey birbirinden ayrılabilir.

Kokuların etkisiyle temiz olana yöneliyoruz. Çünkü temiz olanın güzel, fıtrata, insanın en güzel surette yaratılışına uygun hoş bir kokusu vardır.

Kokunun, kimi iç feraHlatıyor, kalbe sükûnet, ruha neşe veriyor, kimi yüzümüzü buruşturup hemen kurtulmak istediğimiz bir rahatsızlığa yol açıyor.

 Ama şu bir gerçektir, güzel koku insanı sakinleştirir.

Kokuya sahip olabilmekte bir meziyettir.

 İnsanların birbirleri ile çekişmesi veya öfke hali dahi hoş kokuyu ortadan kaldırmaktadır. Kur’an-ı Kerim diyor ki: “Birbirinizle çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız da kokunuz gider.”

İnsan ve hayvanların kokusu birbirinden farklıdır. Kokularında cinsinin tanınMası için bazı şifreler vardır. İnsanın imanının mertebesine göre kokusu da değişmektedir. İmanı ne kadar kuvvetlenirse çevresine o kadar güzel koku yaymaktadır. O halde karşısındaki de ona göre o düzeyde etkilenmektedir ve algılamaktadır.




 

“Koku yaratılanların genetik şifresidir.”

Meleklerin sevdiği kokular farklıdır şeytanların, cinlerin, insanların ve hayvanların sevdikleri farklıdır. Konumuzun ilerleyen bölümlerinde bu meseleye detaylı değineceğiz.

Kokuların insan üzerindeki etkileri tarihin en eski devirlerinden beri biliniyor. Güzel kokulu bitkilerden elde edilen yağlar, esanslar ve sular her zaman kullanılmıştır. Genellikle yasemin, sümbül, gül, reyhan, ıtır, tefarik, sandal, öd ağacı, kakulE, tarçın, karanfil...

Kokular insan karakterinde önemli rol oynamaktadırlar.

Çünkü insanın karakteri olduğu gibi kokunun da karakter yapısı da vardır. Kokuların karakterine bazı örnekler verecek olursak:

Lavanta: Kararlı, kendinden emindir.

Melisa: Sabırsız, kararsızdır.

Tefarik: Doğrucudur, gerçekleri söyler.

Yasemin: Dikkat çekmeyi seven, liderdir.

Gül: Kokuların efendisidir, özgün, baskın, rakip tanımaz ve asalet timsalidir.

Kakule: Dengeci, ortamı yatıştıran anlaştırandır.

Genellikle kokuların ana kaynağı çiçekli bitkilerdir. Ancak hayvansal olanı da vardır. Madensel olanı da… Günümüzde çiçek kokuları kimyasal yollardan da elde edilmektedir. Fakat doğal kokunun yerini hiçbir şekilde tutmaz. Koku vardır sakinleştirir. Koku vardır hırçınlaştırır. Koku vardır afrodizyak etkisi yapar. Kokunun adeta bir ruhu vardır. Koku karakteri itibari ile seçer ve seçilir. Bunların hiç birini kimyasal yollardan elde edemezsiniz.

Koku bilinçli bir şekilde kullanılabilir.

Örneğin bir sohbet meclisinde manevi havayı etkili bir şekilde teneffüs etmek için misk kokusu kullanılabilir.

Ama önemli kararlar alınacağı bir toplantıda hükmeden taraf olunduğu an sözünün dinlenmesini kolaylaştıracak bir etkiye sahip olan çam kökü ve kehribar aroması karışımı bir koku kullanılabilir.

Hekimler ise cilde yumuşaklık hissi veren, sinirleri yatıştıran, bedene dirilik ve gençlik hissi veren PorTakal ve kayısı karışımı ya da çeşitli meyvelerin özlerinden oluşan kokuları tercih etmelidirler. Çünkü geçmişte bu tür kokular şifacılık için kullanılırdı.

“Koku; hisseden, okuyabilen, düşünebilen ve gören için böyle bir hikmettir ”

Rüyalarda dahi koku hissedilebilmektedir.

Birçok kimse rüyasını anlatırken hoş bir koku duyduğunu veya kötü pis bir koku yayılmıştı demektedirler.

Rüya tabircileri bir çok rüyadaki kavramların mecazi anlamlar ifade ettiklerini yorumlamışlarsa da kokuyu ise güzelliğe, İyi ahlaka ve bereketli bir yaşam ile tabir etmişlerdir.

Ancak burada asıl olan rüyayı gören kişinin uyandığında hala o hoş kokuyu hissedebilmesidir.



 

İSLAMİYETTE KOKU

Erkeklerin, toplum içine çıktıklarında, bilhassa Cuma ve bayram günlerinde, ilim ve zikir meclislerinde güzel koku sürmeleri müstehab sayılmıştır.

Hanımların iSe sadece hanelerinde koku sürmeleri uygun görülmüş, hatta teşvik dahi edilmiştir. Fakat dışarı çıkarken, koku sürmeleri uygun görülmemiştir. Hanımların güzel koku sürünerek insanlar arasına karışması kesinlikle yasak edilmiştir.

Hatta bir hanımın kalktığı yere hemen bir erkeğin oturması uygun görülmemiştir. Eğer oturursa zina nevi’nden sayılmıştır. Çünkü kokuda kişidendir ve belirli bir süre geçmezse kokular karışabilir düşüncesi hasıl olduğundan böyle söylenmiştir.

“Allah Teala cenneti yarattığı zaman onu (güzel) fesleğen kokusu ile kuşattı, fesleğeni de kına (kokusu) ile çepeçevre kuşattı...”

Hz. Muhammed s.a.s. çok güzel bir şekilde kokAardı, ayrıca güzel kokuyu çok sever ve kullanırdı. Kullanılmasını da önerirdi. Peygamber a.s efendimizin kendisi yaratılıştan temiz ve hoş kokulu olduğu halde, güzel kokular sürünmesi “Rahmet peygamberi” olması yönüyle, ümmetine örnek teşkil etmek içindi. Onun geçtiği sokaklardaki kokusundan anlaşılırdı.

Hz. Aişe (r.a) validemiz, Peygamber a.s efendimizin misk ve amber gibi renksiz koku süründüğünü ve miski diğerlerinden üstün tuttuğunu rivayet etmiştir.

Kına çiçeğinin kokusunu da sevdiği rivayet edilmektedir. Ancak Enes r.a : “RasulullaHın kokusu ne miske benzer nede Ambere o hepsinden daha güzel kokardı ” demiştir.

“Terlese, güller olurdu terleri.” Süleyman Çelebi, Mevlid-i Nebevi de böyle tavsif etmektedir Nebi-i Zişan efendimizi…

Allah cc Resulü; Yunus Emre “ Gül Muhammed teridir” mısralarında kastettiği manaya uygun olarak hoş bir koku gibi kokuyordu.

Peygamberimiz s.a.v in kokusu gibi eşsiz kokulaRda vardır. Allah resulü Mi’rac gecesi bir koku duyduğunda Cebrail a.s’a sordu “bu eşsiz güzel koku nedir?” diye aldığı cevap ise “Maşita hatunun ve ailesinin mezarlarından gelen koku” cevabı olmuştu.

Misk, bir ceylan türünün karnında bir kesecikte bulunan ve oradan elde edilen hoş kokulu siyah bir maddedir.

Amber ise Yunus’u a.s yutan balığın cinsinden olan bir balinadan elde edilen bir maddeden yapılan kokudur.





 

Peygamberimiz s.a.v., gündelik hayatında, “sükke” denilen bir koku kutusunu sürekli yanında bulundururdu. Seyahate çıktığında koku şişesini yanına almayı hiç ihmal etmezdi.

Peygamberimiz, s.a.v. kendisine güzel koku sunulduğundA reddetmezdi. Şöyle buyurmuştur: İkram edilen üç şey reddedilmez; minder, süt ve güzel koku”

Allah resulü a.s her ne kadar güzel kokuları sevse de soğan sarımsak gibi ağır. Kokusu pek sevilmeyen böyle koku veren bazı bitkilerin kullanımına da dikkat ederdi. Hatta ashabına mescide giderken böyle kokulu bitkilerden yapılan yemeği yiyerek gitmeyin diye talimatları da vardır.

“Hz. Peygamber s.a.v.’in evinde “misk, kâfur, amber, ud/öd gibi ağaç yongaları yakılır ve bu suretle çıkan güzel kokulu dumanlarla ev tütsülenirdi.”

Hadis-i Şerifte ; “Her Müslümanın yedi günde bir yıkanması ve varsa güzel koku sürünmesi ALLAH’IN bir hakkıdır.”

“Cuma günü ihtilam olanın yıkanması, misvak kullanmak ve bulunca güzel koku sürmek vaciptir.”

“Erkeklerin kokuları kokusu duyulan ve rengi olmayandır. Kadınların sürünecekleri kokular ise; rengi olan fakat kokusu etrafa yayılmayanıdır.”

“Herhangi bir kadın, kokusu dışarıdan hissedilen koku ile kokulanarak erkeklerin yanından geçerse, onlarda o kokudan istifade edip hoşlanırlarsa, o kadın zina etmiş gibi günah kazanır.”

Hz Muhammed a.s ve bazı Peygamberlerin, ashabın kokularını birde evliya Çelebiden dinleyelim.

Meşhur seyyahımızın seyahat macerasına nasıl başladığını bilmeyenimiz yoktur. “Seyahatname” adlı eserinde, o meşhur rüyasını naklederken anlattıkları ise oldukça ilginçtir.Rüyasında Eminönü, Zindan kapı’daki Ahi Çelebi Camii’ndedir. Reisi, Resulullah s.a.v. olan ruhani bir meclistedir.

“Hz. Peygamber s.a.v’ in eli zağferen ve gül gibi kokardı.

Fakat diğer peygamberlerin elleri ayva gibi kokardı.

 Hz. Ebubekir’in elleri kavun gibi kokardı.

Hz. Ömer’in elleri aMber kokusu gibiydi.

Hz. Osman’ın menekşe gibi kokusu vardı.

Hz. Ali’nin kokusu yasemin gibiydi.

 İmam Hasan, karanfil gibi; İmam Hüseyin, beyaz gül yaprağı gibi kokardı.

Allah onların hepsinden razı olsun.

Bu hal üzere mecliste bulunanların hepsinin mübarek ellerini öptüm.”

Sevilenlerin kokuları hissetmeye ne zaman ne de mekân uzaklığı manidir kendilerine has kokularını duymaya...

Rasulullah s.a.v.’in, Yemen’de olan Üveysel Karani hazretlerinin kokusunu yaşadığı bölgede hissettiğini haber verdiğini biliriz.

Aslında o koku rahmanın tecelli ettiği kokudur.

Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiği üzere Hz. Yakub’un, oğlu Hz. Yusuf’un gömleğini getiren kafile henüz Mısır’dan ayrılmaya başlar başlamaz Hz. Yusuf’un kokusunu 80 fersah uzaklıktan duyduğunu da…

“Cennetin kokusu beş yüz yıllık yerden duyulur. Cennetin bu kokusunu Ahiret ameli ile dünyayı talep eden kimse duyamaz.”

Günümüzde dahi Medine-i Münevvere’de, PeygEmber efendimizi ziyaret edenler de söylemiyorlar mı? “Biz orada duyduğumuz kokudan daha güzelini bugüne kadar hiçbir yerde hiçbir çiçekte koklamadık.”

Kabe-i Muazzamaya yaklaşıldığında daha önce hiç duymadığınız bir koku yayılır. Beytullahın her bir köşesinde farklı kokular hissedilmektedir.

 Melaikelerin makamları o köşelerdedir çünkü. Adeta insana Allahın beytini kalbine kur dercesine dört bir köşesinde "Hennan, Mennan,Deyyanve Sübhan"İsm-i A'zam larının kokuları hissedilmektedir.

Haceru-lEsved in kokusu dünyanın hiçbir yerinde bulunmaz. Cennet kokusu misalidir.



 

Ravzanın kokusu tarif edilemez. Dünya gözü ile toprak alan, boş, mezarlık görülen Cennetü-l Baki’ye girdiğinizde her adımda farklı bir koku alırsınız. Sanki Rahman yarattığı tüm güzel ve hoş kokuları oraya serpmiştir.

Öyle mekanlar vardır ki içerisine girdiğinizde algıladığınız hoş kokulardan adeta kimlerin içerde olduğunu anlarsınız görmeseniz de….

Allah cc Resulü kendisine aktarılan sözlerin, cümlelerin dahi kime ait olduğunu kokusundan anlardı. Buda bize anlatır ki;

“Kelam’ında kokusu vardır.”

Ehli Tasavvuf için de koku bambaşka bir öneme sahiptir.

 Gerçek manada Tasavvuf erbabı birbirlerini kokularından tanırlar.

Her bir meşrebin hatta Seyri sülûk’un her mertebesinin kendine has bir kokusu olduğundan, bu koku sebebiyle, sufiler hangi meşrepten olduklarını anlarlar.

Hatta salik, manevi mertebelerde yükseldikçe kokuya olan hassasiyeti ve ihtiyacı artar.

Güzel kokular kendisinde vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelir.

 Burada meleklerin ve Ehli Ruhaniyetin etkisi de fazladır.

 Bu nedenle manevi kokulardan alınan haz, lezzet başkadır.

Arif olanlar, zikir meclislerinde zuhur eden güzel kokuların, meleklerin işTirakinden ve çekilen zikrin has kokularından oluştuğunu söylemektedirler.

Bazı âlimler kokunun insan üzerindeki olumsuzluğu giderdiğini belirtmişlerdir.

Her surenin, her ayet-i kerimenin her esmanın ve hatta her harfin kendine has kokusu vardır. Algılayabilen ve okuyan için …

OSMANLIDA KOKU

Güzel ve hoş koku, Osmanlı imparatorluğu zamanın da da önemli bir yer bulmuştur. Sünneti seniyye ye uyulması anlamında tüm Osmanlı padişahları kokuya muazzam önem vermişlerdir. Sarayların hemen hemen her yerinde güzel kokulu buhurlar mevuttu. Geleneksel Osmanlı kokuları, kokulu sular, kokulu yağlar ve özel kokulu macunlardan ibaretti.

 Osmanlı kokuları denildiğinde ilk olarak aklımıza gelen buhur suyudur.

 Osmanlı’nın kristal şişeli kokuSu olan “buhur suyu” terkibi ve yapılışı hakkındaki bilgiler arşivlerimizde nerdeyse en eski bilgilerdir.

Bu suyu Osmanlı Hırka-i Şerif alayına katılması istenenlere bir davetiye olarak gönderirdi.

Halk arasında bilinmezdi. Devlet erkânı ve saraya has bir uygulama idi. Bu suyun hazırlanmasında ve dağıtımında özel bir merasim olurdu.

Ayrıca “Galiye” adı verilen özel koku macunları vardı.

Bunlar ağırlıklı olarak Misk Amber ve birkaç karışımdan yapılırdı. Küçük kutularda muhafaza edilir ve erkekler bıyıklarına ve kaşlarına sürerlerdi.

Birde “Şemime” adı verilen minik koku topları vardı. Bunlar cilde sürülmez ama cepte yahut masada vs bulundurulur zaman zaman avuca alınıp koklanırdı.

Her padişahın neredeyse kokuları faklıydı. Buradan da anlıyoruz ki koku insan karakterinde büyük bir önem arz etmektedir.

Çünkü insanın karakteri olduğu gibi kokunun da karakter yapısı vardır demiştik.




 

Gül, Misk ve Amber gibi en sevilen kokular ile hazırlanarak yapılan mürekkeplerle yazılmış olan Kur’an-ı Kerimler bugün hala mevcuttur.

 Osmanlı zamanında evlerde ve işyerlerinde bilhassa Reyhan (Fesleğen) ve Nane gibi güzel hoş bitkilerin sinek, haşere ve fare kovucu olarak yetiştirilmesi yaygındı.

Osmanlı hanımlarının en gözde kokuları ise, Menekşe, Karanfil, Gül, Portakal çiçeği, Sardunya, lale, Sümbül ve Hanımeli’dir.

Güzel koku sadece vücuda sürülmezdi.

 İçeceklerde ve yiyeceklerde, hatta ilaçlarda daHi kullanılırdı.

Bilhassa Ramazan ayında Gül, Misk, safran vb. kokulu şerbetler (mümessek) ve Gül tatlıları (güllaç gibi), ayrıca güzel kokulu reçeller sofraları tamamlardı.

Gül, Peygamber Efendimizi temsil ettiğinden dolayı, mevlit ve evlenme gibi merasimlerde, birer sanat eseri olan “gülabdan” lar da gül suyu ikram edilirdi.

Osmanlı evlerinin bahçelerinde veya balkonlarında mutlaka gül, sümbül ve reyhanlar bulunurdu.

Sümbüllerin bakımı evin hanımefendisine, güllerin ise beyefendiye aitti. Neden reyhan, sümbül, gül derseniz.

Reyhanı koklayarak şükretmeyi, sümbüle bakarak ölmeyi ve tekrar dirilmeyi, güle bakarak Allah cc resulü Hazreti Muhammed aleyhisselamı tefekkür etmeleri için…







 

Her bahar ayında eve reyhan alınırdı.

Reyhan o misler gibi kokusuyla hoş bir şekilde kokmaya başladığında şöyle yavaşça reyhanı eli ile okşar ve avucunu burnuna yaklaştırıp kokuyu avucunda duymaya başladığında atalarından öğrendikleri bir cümleyi tekrarlarlar:

“Bizi bu sene de Reyhan’a ulaştıran yüce Rabbimize şükürler olsun…”

Günümüzde insan hayatında birçok güzel koku vardır.

 Üstelik bir kısmına dolar üzerinden çok yüksek fiyatlar ödeyerek satın aldığı halde, algıladığı o güzel koku için şükretmek aklına bile gelmez.

 Neden biliyor musunuz? Çünkü üretilen kokular ne kadar güzel ve kaliteli olursa olsun Reyhan’ın doğallığına ve saflığına ulaşamaz.

Yani bir zamanlar Reyhanın kokusu ile şükrü hatırlayan ve hatırlatan insanlarımız vardı.

Sümbüle gelirsek. Eskiden doğal olan sümbüller vardı. Şimdi de Sümbül var. Ama şimdikiler tıpkı modern addedilen insan gibi kokusuz, köksüz ve ruhsuz.

Oysa Osmanlı sümbülleri çok güzel kokardı.

 Ve her bahar tekrar alınıp saksıya dikilmezdi. Evin hanımefendisi sümbül soğanını ilk kez alıp sAksıya diktikten sonra, ertesi yıl tekrar almasına gerek kalmazdı.

 Şimdikiler gibi kısırlaştırılmış soğanlardan yetiştirilmezdi. Yoktu ki zaten.

Osmanlı Sümbül’ü ise aynı soğandan yeniden yetişirdi.

Sümbül’ün ömrü çok kısadır. 15 – 20 günlük bir yaşamdan sonra mevsimi geçince ölür.

Ancak evin bir köşesinde tam bir yıl öylece muhafaza edilen saksı sonraki baharda tekrar sulanınca yeniden Sümbül verirdi.

Sümbül’e bakan tefekkür sahibi, kör gözlere: “Sen ki; Allah cc. öldükten sonra çürümüş kemikleri yeniden nAsıl diriltecek mi diyorsun, ben bu sümbülü geçen sene öldüğünden bu güne hiç sulamadım. Tıpkı toprağın içindeki ölü vucud gibi ölüydü Sümbül soğanı. Fakat bak zamanı gelince yeniden topraktan bitiverdi. İşte seni de Allah cc o Sümbül’ü dirilttiği gibi diriltecektir.” Diyerek Kur’an-ı Kerimdeki ilgili ayeti okurdu ve tefekkür ederdi Sümbüle bakarak…

Gelelim güle. Daha önce bahsetmiştik Gül RasulullaH ile özdeşleşmiştir.

Terlese güller olurdu her teri.

Hoş dererlerdi terinden gülleri.

....

Zaman o Gül gibi gül görmedi zaman olalı

Gül’ün güzelliği dillerde dasitan olalı.

…..

Görmedik böyle gül-i rüyu güzel

Ten-i gül-i büyu güzel, boyu güzel





Tamamen muhabbetten, edebi kaygılarla yazılmış bu cümlelerin manaları eskiden Osmanlı insanın gönlünde öylesine yer etmiş ki Gül’e bakıp Resulullah’ı hatırlamayı ve hemen ardından da Salâvat getirmeyi alışkanlık haline getirmişlerdir.

Her gülü kokladıklarında salâvat getirmeyi ve rasulullahı tefekkür etmeyi ihmal etmemişlerdir.

Bir kimse Gül’ü koklarken salâvat getirmezse ona kaba insan gözü ile bakarlardı.

 İşte kokuya böyle önem veren Osmanlı insanı ile günümüz insanı arasındaki zarafet farkı buradan anlaşılmaktadır.

Gülü koklamanın da bir adabı usulü vardır.

Gülün kokusunun rayihasının en yoğun olduğu zaman seher vaktidir. Seher vakti Gül dalına yaklaşacaksınız. Derin bir nefes alacaksınız. Dalın üzerindeki çiğ damlalarını yavaşça adeta gülleri uyandırmak istemezmiş gibi silkeleyin.

 İşte bu hareket kokunun daha yoğun çıkmasını sağlamaktadır.

Eğer gül dalını kopardıysanız, o halde Gül’ü baş aşağı tutun ve hafifçe sallayın sonra burnunuza yaklaştın gözlerinizi kapayın, yayılan o güzel, hoş kokuyu derin bir nefesle içinize çektikten sonra mest olmuş halde iken Salâvat getirin.

Rabbim bizleri de Osmanlı gibi reyhanı koklayarak şükrü, sümbüle bakarak ölümü ve yeniden dirilmeyi, güle bakarak Resullulah’ı tefekkür etmeyi ve ona salavat getirmeyi hatırlayan kullarından eylesin. Âmin.

Osmanlı insanı kokuyu bu şekilde yaşamaya devam ede dursun peki bu arada kendilerini, modern insan! Diye tanımlayan dünya ülkelerindeki veya Avrupa da ki Osmanlının koku kavramı nasıl gelişiyordu kısaca ona da değinelim.

Nasıl ki tuvalet ve hamam kültürünü dünyaya Osmanlı öğretmişse, kokuyu da Avrupalılar ve gayri Müslimler Osmanlıdan öğrenmiştir.

Osmanlı zamanında üretilen kokular dünyada ün yapmıştır.

Bunun göstergesi 1851'de Londra 1. Uluslararası Sergisi'nE gönderilen ürünler arasındaki koku koleksiyonunun gördüğü ilgiyi İngiliz basını yakından takip etmiştir. Ve önemli olan ise bu sergide Edirne sabununun aldığı “nefaset ödülü” dür.

Bundan dolayı 1855 Paris uluslararası fuarına da Osmanlı başka ürünler yanında zengin bir koku standı gönderdi.

Kadınlar tarafından serginin açıldığı gün talan edilen koku şişeleri birkaç kez yenilendi ilave edildi. 1862 Londra 2. Uluslararası Sergisi’nde ise Osmanlı ürünleri 83 madalya ve 44 mansiyon aldı. GiriT Valiliği, adada üretilen koku dolayısıyla ödül alanlardan biriydi.

“Muhakkak ki kına (boyası ve kokusu) cennet kokularının reisidir...”

 

 

MELEKLER VE KOKU

Güzel koku meleklerin dünyadaki nasibidir.

İnsan iyi bir şey yapacağı zaman bedeninden meleklerin ve şeytanilerin algıladıkları harika bir koku yayılır.

O kişinin civarındaki tüm melekler ve şeytanlar bunu hisseder melekler sevinirler Rahmana dua ederler o kul için.

Ama şeytaniler ve türevleri ise kaçarlar. Bu nedenle Cenabı-ı Hak oruçlunun ağız kokusunu meleklere en sevgili koku olarak sunmuştur.

 Ancak eğer kişi kötü bir davranışa tenezzül edecekse işte o zaman tam aksi çok pis bir koku yayılır insandan ve melekler üzülürler bu durumdan nerdeyse o kişiyi terk edecek hale gelirler.

Derhal şeytaniler o kişinin başına toplanırlar.

 Bu nedenle kul, melekleri sevindirecek ve ayetle sabit olan bize istiğfarlarını sağlayacak eylemlerde bulunmalı.

Ve en azından teberrüken meleklerin ve ulvi varlıkların sevdiği kokuları kullanmalıyız.

Melekler aslında hoş olan tüm kokuları severler. Ancak özelleştirirsek Reyhan (Fesleğen ) kokusu onların vazgeçilmezidir.

Bunun hikmeti Fesleğen kokusunun bir cennet kokusu olduğundan olsa gerek.

Nasıl ki bir takım canlılar arasında koku bir haberleşme çeşidi ise bazı görevli meleklerinde algıladıkları kokudan dolayı haber alıp yapması gereken vazifeleri vardır.

Örnek verecek olursak bereket meleklerinin en çok sevdiği koku TefArik (paçuli) kokusudur. Ardından da Smyrna ( Mür) kokusu, mimoza kokusu gelir.

Meleklerin kokusu nasıldır?

Meleklerin kokularını hissedebilmek herkese nasip olmaz.

Ancak meleğin kokusunu hisseden insan saatlerce kendine gelemez.

Çünkü nura yakın bir koku ile tabir edilir peki Nur nasıl kokar?

Meleklerin kokusunu dünyevi bir bitkiye benzetecek olursak Yasemin kokusunu andırmaktadır. Ancak her meleğin kokusu farklıdır.

Meleklerin genelinde bir koku daHa vardır ki buda Maşita hatunun kokusudur.

Ayrıca şunu iyi anlayalım ki melek kokusu başkadır. Meleklerin sevdiği koku başkadır.

 Melekler tüm kotü addedilen kokuları sevmezler.





 

BAZI KOKULARIN ŞİFASI

Türk tıp tarihinde İbn-i Sina ve Biruni gibi tıp âliMleri, birçok bitki, bitki aroması ve kokusunun tedavi edici yöntemlerinden faydalanmışlardır. Kokuların çeşitli hastalıkları tedavi edici hassaları vardır.

Gül: Hastalığı önleyici ve giderici olduğu bilinmektedir. Bazı âlimler, gülü akıl hastalarının tedavisinde kullanmış ve hafızayı açtığını, belleği güçlendirdiğini görmüşlerdir. Gül kokusu insan zekâsını arttırma ve algılama seviyelerinin güçlendirmede faydası vardır. Ayrıca hafızayı da güçlendirmektedir. Huzur verir.

Lavanta : Stresin ilacıdır. Uyku problemini çözer. Bebeklerdeki huzursuzluğu giderir.

Çörek otu: Allah cc resulünün ölüm hariç her dErde şifadır dediği bu bitkinin kokusunun faydaları saymakla bitmez. Birkaç örnek verirsek stresli meslek dallarında çalışanlara yatıştırıcı olması bakımından fayda sağlar.

Üzerlik Tohumu : Depresyona faydası vardır. Sakinleştirici ve konsantrasyonu arttırıcı özelliği vardır.

Menekşe : Çocuklarda ve özellikle bebeklerde rahatlatıcı etkisi tartışılmaz. Menekşe kokusu bulunan ortamlar serin ve ferah olur. Hormonları dengeler. Sakinleştirir.

Limon : Sakinlik verir. Yatıştırır. Ergenlerde hırçınlığı önler.

Biberiye : Isıtıcı etkisi vardır. Yaşlılara faydalıdır.

Tarçın : Lezzet hissi verir. Şeker hasTalığına birebirdir.

Misk : İşlenmemiş misk az miktarda bala katılırsa erkek veya kadındaki kısırlığı giderir. Üreme hücrelerini yeniler. Kuvvetli bir afrodizyaktır.

Amber : Güçlü bir afrodizyaktır. Kalbi maddi manevi güçlendirir. Bedenin ısısını arttırır. Baş ağrısına birebirdir. Ayrıca kan yapıcı özelliği bulunmaktadır. Kekemeler ham haliyle her gün bir miktar emseler dilleri düzelir.

Süfli varlığın tasallutu ile rahatsız olan Musallatlı bir kişiye Terkibi bizce malum olan bazı karışımlı kokular ile müdahale edildiğinde derhal o sufli varlık insanı terk eder ve kişi şifaya kavuşur biiznillah

 

HAVAS İLMİNDE ERVAHTA VE VARLIKLARDA KOKU

Koku havas ilminde de önemlidir.

 Görevli ruhaniler ile veya meleklerle irtibata geçebilmek için Alimler bazı kokular kullanmaktadırlar.

Bunlar gerek yazım için mürekkepte gerekse tütsü olarak kullanılır.

Zaman zamanda bazı ruhanilerin sevdiği kokuyu sürerek onlarla irtibata geçerler.

Ayrıca bazı kokuların metafizikSel etkileri de bulunmaktadır.

Bunlar tabiiki Cenab-ı Hakkın verdiği hikmet üzere olmaktadır.

- İnsan

- Cin

- Melaike

- Ruhaniyet ( ervah-ı Tayyibe ve ervah-ı habise olarak ikiye ayrılır )

- Hayvanat

- Nebatat

Tüm bu yaratılanlar koku ile birbirlerine irtibatlıdırlar.

Bu irtibat sırlıdır. İhtiyaç ile nimet dengesini bizzat Allah-ü Teâlâ kontrol etmektedir.

AllAhın dilemesi ile bu sır kokularla şifrelendirilmiştir.

 Bunların haberleşmeleri koku iledir. Şifaları koku iledir. Her türlü iletişimi koku ile sağlayabilirler.

''Koku, gönül gözünü açar''

Ervah-i Tayyibe ( Güzel ruhlar) hoş ve temiz kokuyu severler.

 Kötü ruhlar (Ervah-ı Habis) ise kötü kokuyu severler. Nasıl ki pisliği seven ve onun kokusunu hisseden pislik böceği varsa, Gülü koklayan bülbül de vardır.

Allahın esmaları zikredildikçe, sureleri okundukça yayılan hoş kokular bunları dinleyenlerin hoşuna gitmektedir.

Adeta onların gıdasıdır.

Hal böyle olunca hoş, temiz koku sürenler daima temiz ruhlarla birlikte olurlar.

 Tasarrufu kıyamete kadar devam edecek olan velilerin ruhları bu tür kokuları hissettiklerinde o kişinin güzel istidadlı olduğunu anlarlar ve onun için Rahmana müracaat ederler.

Ondan yardımlarını esirgemezler.

Nasıl ki habis ruhlar kötü kokuları severlerse ve süfli varlıklar ile birlikte hareket ederlerse, denge için bunun aksinin olması da gayet normaldir.

Varlıklardan cin'ler; Sahih bir hadise göre kemiklerdeki etlerin kokusu ile gıdalanmaktadırlar. Yemeden koklayarak doymak.....

Havas âlimleri çalışmalarına başlamadan evvel irtibatlı oldukları varlıkların hangi kokuyu sevdiklerini bilirler ve o kokuyu sürerler veya tütsü olarak yakarlar.

Böyle bir eylem anında netice verir ve koku ile ilgisi olan teşrif eder ve çalışma başlar. Bu esnada meleklerde hazır bulunur.

Öyle çalışmalar vardır ki sadece koku ile hedef gösterilir, koku ile ne yapılacağı anlatılır ve koku ile her şey Allahın izniyle neticelenir.

“Öyle sözler vardır ki kokusundan kimin söylediği anlaşılır.”

Allah’ı cc. zikreden meclislerde Allah Anlatılan sohbet toplantılarında kullar ne kadar çok gönülden ona bağlanarak Rahmanı zikrederse veya ibadet ederse onun bulunduğu mecliste meleklerin, ulvi varlıkların ve güzel ruhların yanında olduğunu kendisinde bulunmayan güzel çeşitli kokularla anlayabilir.

“Önce hafif ılık bir meltem rüzgârı eser mekânda sonrasında insanın kalbi ürperir tüyleri diken diken olur.

Tüm Letaifleri çalışmaya, Cenabı-ı Hakkı zikre başlar.

Burnuna daha önce hiç duymadığı adeta kendinden geçebilecek mahiyette hoş bir koku gelmeye başlar.

 İşte o an, evet o an kıymetli bir andır.

Amaca ulaşılmıştır. Bu an’ı yaşayabilmek insan için çok önemlidir. ”

İnsanoğlu eğer kulluğunu hatırlamaz ve isyan ve nisyan içerisinde bir yaşam sürerse Allahın zikrinden ve fikrinden bihaber yaşamaktaysa işte kötü kokular ondadır ve o kötü kokuları kullanır, sever.

Ondan pis kokular yayılır.

Haliyle şeytan ve türevleri ondan çok hoşlanırlar.

Bu hale devam ettiği müddetçe her geçen gün pisliğin içine batmaya devAm eder.

 Çünkü her yanı habis koku ile sarılmıştır.

Ancak iradesine sahip olupta bir an gafletten uyanarak iyi amellere başladığı an ondan yayılan koku çevresinde bir bomba etkisi oluşturur ve ne kadar ervah-i habis, şeytan, süfli varsa hepsi helak olur.

Daha önce bahsettiğimiz gibi kokunun diğer mahiyeti de manevi hissediliştir.

Bu fiziki kokudan çok daha etkilidir.

Rahmanın anıldığı sohbetlerden yayılan manevi kokuları sadece melekler ve Ervahi Tayyibe hissetmez.

Varlıklardan cinlerde bu kokuyu algılarlar.

Bir dost sohbet meclisinde sohbet edilirken Kendiyas hazretlerine; edilen dualar, çekilen zikirler ve ayetler okunduğunda bunlar sizlerde ne gibi bir etki yaratıyor, hissediyor veya algılayabiliyor musunuz? diye soruldu.

Önce Dağşabuaiyle kardeş söz alarak onlar bizim gıdamızdır dedi.

Kendiyas hazretleri ise; ayetlerde kalpten okunan dualarda ve zikirlerde manevi bir ruh vardır. Bu ruh bize cennetten bir koku gibi gelir. “Men ilahe sarif ve men ruhi kealihin seft.” dedi. Sonra biz o yükselenlere şekil verir de ALLAH'a cc. hamd ile yükseltiriz diye devam etti sözüne.

Yani bu kokuları cinlerde duyuyor, hissediyor ve algılıyorlar dahasın da o meclise katılmak için gayret sarf ediyorlar.

O mecliste bulunmak için birbirlerini haberdar ediyorlar. O meclislerde bulunanlar için Rahman’a dualar ediyorlar.

Mü’min cinler, Ayet ve Esmalara hizmette bulunan varlıklar, hüddamlar, hadimler, ruhaniler, ulvi olanlar o âlemde bulunanlar ve Ricali Gayb âlemindekiler aşağıdaki yazdığımız kokuları severler ve eğer manevi âlem ile irtibata geçmek isteyen kişi bu kokuları kullanırsa Allahın izniyle amacına çabuk ulaşır.

 Ancak bu kokuları sürmenin yanında gerekli ayet veya esma, duaları da unutmamak gerekir. Süfliler hem kendileri pis kokarlar hem de hoş olmayan kokuları severler.

Varlıkların ulvileri genellikle gül ve safran kokusundan vazgeçmezler ancak yinede, ama icabet etmek için ama farklı sebeplerden dolayı özel sevdikleri veya ilgilendikleri kokularda vardır.

Nasıl ki insanların beğendiği kokular farklı farklı ise ulvi ve süfli varlıklarında diğerlerine göre sevdikleri birbirinin zıddı kokulardır.

Ayet-el Kürsiyy hüddamı Seyyid kendiyas hazretlerinin en çok sevdiği koku amber’dir.

Zikir çalışmaları yapan bazı insanların mertebelerine göre çalıştıkları zikirleri değişmek ve onları farklı manevi iklimlerde dolaştırmak için gerek rüya gerekse ayni şekilde bazı esma ve dua tavsiyelerinin görevlisi olan Dağşabuaiyle ( biz ona zikirci diyoruz) kardeşimiz Zencefil ve Safran kokusunu çok sever.

Varlıklar Âleminde cezai işlerin görevlisi olan Seyyid Ahliaynil isimli Hüddam safran kokusunu çok sevmektedir. Bu kokuyu süren insan onun için önem arz etmektedir.

Yine hüddamlar dan künyesi Ebu Abdillah olan ama bu alemde Seyyid Hatmealeyn olarak tanınan varlık dostumuzun görevi dünya üzerinde iyi amelleri işleyenleri Allahın emri ve izniyle kollayıp korumaktır.

Sevdiği koku ise Acve hurmasının kokusudur.

Cenab-ı Hakk bazı insanları seçer ve varlık boyutunda ve bu âlemde bazı görevler verir.

 Bu seçilmiş insanların eğitimine ve yetiştirilmesine bakan hüddamlar dan olan Abdultalib isimli kardeşimizin sevdiği koku Anzerut bitkisinin kokusudur.

Ayrıca dünyada Ms, Alzheimer, Şizofreni, akli dengesi bozuk yani kişinin hayatını tam manasıyla değiştiren hastalıklara muzdarip olan insanlara iyi hal şeklinde gözükerek onlara yardım eden daha önce süfli olan bizimde haberdar oluşumuzla müslüman olan ifrit kızımız Sümeyye, Kerkedeh ( Hibisküs, Mekke gülü, nar çiçeği ) kokusunu çok sever.

 Bu kardeşimiz çok güçlü bir yaradılışa sahiptir.

 Kendi âleminde hastalarla ilgilenecek olan kavimleri, varlıkları yönetir.

Hüddamların isteklerini yerine getirir.

Neredeyse ömrünün 30 yılını onlar ile birlikte geçiren Rabbimin Latif yaratılışlı kulu Hasan Şahinoğlu kardeşimizin vesilesi ile Rahmanın dilemesiyle Müslümanlığı seçen bu kardeşimize Müslüman olduktan sonra isim babalığı yapmak bize nasib olmuştur.

Daha önce adı “Dilara” iken biz onun adını Sümeyye koyduk Hamdolsun.

Ulvi varlıkların sevdiği bazı kokular:

1-Gül, 2-Safran, 3-Misk-u Amber, 4-Elma kokusu, 5-Melisa, 6-Ardıç, 7-Kakule, 8-Zencefil, 9-Safran. 10- Yasemin, 11- Karanfil 12- Reyhan 13- Lavanta 14- Çörek Otu 15- Sandal 16- Ud

Suflilerin sevdiği kokular: 1- Tütün (Sigara) kokusu, 2-Adamotu, 3-Lağım,4-Artık ve Leş kokusu, 5-Kankurutan, 6-Yaban kavunu, 7-Yanık kokusu 8- Günlerdir temizlenmeyen insan kokusu. Ayrıca hoş olmayan tüm kokular onların sevdikleridir, gıdalarıdır.

Aşağıda yazan yağların kokularını usulüne göre hazırlayıp gerekli işlemleri yerine getirerek sürenler veya çalışmalarında tütsü olarak bulunduranlar Ruhanilerle ve ulvi varlıklarla birlikte olurlar.

Gül , Defne , Yasemin, Safran, Karanfil , Reyhan , Lavanta , Çörek otu , Sandal, Ud, Misk, Amber, Zeytin.

“Koku adab ve usulüne riayet eden bir kul için muhteşem bir nimettir.”

Allah dostlarının genellikle tercihleri gül kokusu olmasına rağmen yinede manevi derecelerine has olsa gerek farklı kokuları kullandıkları olmuştur.

Abdulkadir Geylani hazretlerinin sevdiği kokuların başında “Gül” kokusu gelmektedir. Sonrasında ise “Itır”, “Menekşe” ve İğde” kokusu gelir.

Üveyse-lKarani hazretlerinin kokusu Karanfil’dir. Sembolü ise “Dağ Lalesi “ ( Gelincik çiçeği) dir.

Emir sultan hazretleri Erguvan kokusundan vazgeçmezdi.

Mahmud Sami Ramazanoğlu k.s ise “Gül” esansını tercih ederlerdi.

Bediüzzaman Said-i Nursi k.s ise meleklerin sevdiği koku olan “Tefarik” (Paçuli ) kokusunu yanından eksik etmezlerdi.

Musa Topbaş k.s “Fevâkih, ve hum mukremûn. Fî cennâtin naîm.” Saffat 42-43. ayetinde buyrulan bir tür cennet meyvesi kokusuna mütevelliT meyvelerden oluşan “Fevakih” kokusu kullanırlardı. “Gül” esansıda vazgeçilmez kokuları idi.

 

 


 

 

Bazı kokuların bir takım faziletlerinden bahsedecek olursak;

Misk : Misk kullanan Nazarın etkisini ortadan kaldırır. Yanlarında madde olarak taşırlarsa nazar değmez. Misk kesesi ile taşınırsa büyü tutmaz. Cinler musallat olmaz. Sufli varlıklar uzaklaşır. Ayrıca miski kesesi ile taşıyana düşmanı zarar veremez ve insanlar tarafından sayılır, sevilir.

Amber : Kokusu basireti açar. Kalb gözünün açılmasını isteyen bu kokuyu sıkça kullanmalıdır. Amberin kokusu insan ruhunu güçlendirir. Peygamberimizin s.a.v kullandığı kokudur. Büyüye uğramış kişiye iyi gelir.

Paçuli : İşyerinde, veya evinde bu kokudan bulunduran kimsenin bereketi artar. Hiç para sıkıntısı çekmez. İsteyen para kesesine veya cüzdanına sürebilir.

Ayrıca insanları tesir altına almak ve sözünü dinletmek içinde aşağıdaki kokulardan her hangi biri kullanılabilir.

Gül : Kişinin kendisinden önce kokusu karşısındakini cezbeder. Kabul görmek isteyenler içindir.

Lavanta : İnsanı etki altına almak için kullanılır.

Miski amber : Sözün dinlenmesi, saygı hürmet görmek için kullanılan muhteşem bir karışımdır.

Reyhan : Bu koku ile herkesi kendinize hayran bırakabilirsiniz.

 

HAYVANLARDA KOKU

Hayvanların burunlarını kullanma amaçları insanlardan farklıdır.

Hayvanlar, koku almak için burunlarını genellikle avlanmak, yiyecek aramak, aralarında haberleşmek, yönlerini bulmak, eşlerinin, yavrularının yerlerini belirlemek ve üreme için adım atma anlamında kullanırlar.

Nasılki bir bitkinin kokusu daha tohum iken içine yerleştirlmişse hayvanlarında yaratılırken koku sistematiği belirlenmiştir.

Hayvanlar yaşadıkları hava, kara, deniz ortAmlarına uygun olarak en uygun koku alma hassaları ile donatılmışlardır. Yaradılış mucizesi olarak donatılan bazı hayvanlardan örnekler verelim

“Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır…”(Ayet)

Hayvanların arasında koku uzmanı köpeklerdir. Çok farklı bir koku alma sistemi vardır. Allahü Teâlâ bazı köpekleri koku alma konumunu insandan binlerce kat daHa fazla yaratmıştır. Ayrıca üreme zamanı gelen dişi köpeğin salgıladığı koku metrelerce uzaktan diğerleri tarafından hissedilir.

Sivrisinekler, 60 kilometre öteden koku tespiti yapabilirler ve ne gerekiyorsa onu gerçekleştirirler. İhtiyaçlarını koku ile hallederler. Sivrisinekteki bu ve daha bir sürü sistem Kur’an-ı Kerimde de örnek olarak verilmektedir.

Balıklar suyun içinde oldukları halde muAzzam bir koku algılama sistemine sahiptirler.

Yiyeceklerini bulma ve çiftleşmek için eş seçimi vs bunlardan bir kaçı…

Arılar kokularını en çok haberleşme için kullanırlar.

Kendi kolonilerindeki arkadaşlarını kokularından tanırlar. Çünkü her arı kolonisinin kokusu farklıdır.

Çiçeğe yaklaşAn arı önce kendisine fayda sağlayıp sağlamayacağını çiçeğin kokusundan tespit eder sonra o çiçeğin nektarını toplamaya başlar. Çiçekteki Aromayı tüketen arı farklı bir koku ile işaretler ki sonradan gelen arkadaşı boşuna zaman kaybetmesin. Eğer kovanına yabancı arı gelirse kokusundan tanır ve kovana sokmaz.

Falik-urRahman’ın yarattığı tabiatta keskin bir koku alma duyusuna saHip olmak en önemli ihtiyaçlardandır. Mesela bir tilki, avına 100 m uzaktan pusuya yatabilir. Bir Kurt, rüzgârlarla gelen kokuları analiz etmek suretiyle 500 m uzaktaki yaralı bir hayvanın varlığını algılayabilir.

Ancak tüm hayvanlarda bu hassasiyet olmayabilir. Yani nasıl ki her yaratılmışın meziyetleri farklı ise koku alma hassasiyetleri de faklıdır. Öyle ki yaşam yerlerine göre yaratılan hayvanların koku algılamaları da ona göre donatılmıştır. Bir beyaz ayının koku alma hassasiyeti o kadar güçlüdür ki buzun üzerinde 20 km uzaktaki avını hissedebilir.

Keçilerin ve koyunların ayaklarında bulunan salgı bezlerinden kokular çıkmaktadır. Bu kokulardan sürü birbirlerini tanırlar. Ayrıca keçiler boynuzlarının arkasından bir koku yayarlar çiftleşme zamanı ağaçlara veya çalılara boynuzlarını sürterek bu kokuyu yayarlar ve mesaj verirler.

Yarasaların başlarının üst kısmında bir bölümden hoş olmayan kokular salgılanır.

Misk keçisinin ve kedisinin erkekleri dişi olanları ile bir araya gelebilmek için sadece onların algılayabildikleri ve sinyalleştikleri koku yayarlar.

Kokarcalar tehlike sezdiklerinde zarar göreceklerini anladıklarında, kendilerine saldırana arkalarını dönüp düşmanının yüzüne isabet alarak, anal bezelerinden çıkan pis kokulu sıvıyı püskürtürler. Bu öyle bir iğrenç kokudur ki benzetmek gerekirse yanmış plastik, kükürt ve pas karışımı gibi kokmaktadır.

Kuşlardan güvercinler. Yönlerini bulabilmeleri koku almalarına bağlıdır. Kilometrelerce uzağa bıraksanız dahi onlar daha önceki koku hafızası ile yine yuvalarına dönerler.

Kutuplarda yaşayan bazı kuşlar, havada dolaşırken yerde avlayabilecekleri canlıları görmeleri çok zordur. Ancak koku duyuları sayesinde avlanabilirler.

Sığırcıklar, kendilerine zarar verecek bitkileri kokularından seçerler.

Ayet-i Kerimede : “Gökyüzünde Allah’ın emrine boyun eğerek uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları gökte ancak Allah tutar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.” Denmektedir.

Denizin 15-20 metre derinliklerine kadar dalabilen ve yosunla beslenen deniz İguanası , fazla miktarda deniz suyu yutmasına rağmen kesinlikle zehirlenmez. Çünkü burnunda bulunan iki küçük bez, vücudunda biriken tuzu dışarıya atar.

Karıncalardaki koku hafızası başka hiçbir canlıda yoktur. Düşmanını kokusundan tanıyan ve hafızasına kaydeden karınca diğer kolonideki arkadaşlarına da kopya vererek sadece kendi arkadaşları ile birlikte hareket etmektedirler. Eğer hafızalarındaki düşmanı olan bir karınca yaklaşırsa hep beraber hareket ederek gerekeni yaparlar. Ayrıca kendi kolonideki arkadaşlarını da kokularından tanırlar.

Örnekleri çoğaltabiliriz. Hülasa HayvanaTta bulunan kokuların amaçları farklılık arz etmektedir. Haberleşme, savunma, saldırı, üreme, kısaca hayatlarını idame ettirebilmeleri için Cenab-ı Hakk onları koku sistematiği ile donatmıştır.

İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar da koklaşa koklaşa anlaşır”

Hiç düşündünüzmü? Neden? Niçin bizlerde olması gereken bu kokumuzu kaybettik? Ne oldu bizede kokumuz yok oldu gitti? Ne yaptık ki artık birbirimizden miss gibi kokular değilde kötü kokular yayılır oldu?

İnsanlığın fark edemediği bu mükemmel yaradılış olan koku kavramı aslında bir ümmettir. Hatta ümmetlerden bir ümmettir. Marifet ve Hakikat çerçevesinden bakıldığında KOKU bizi doğrudan rahmana bağlamaktadır.

Kafalarda sorular oluşabilir ama tüm bu soruların cevabı mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim bize vermektedir.

Sadece koku sistemini zerre kadar hücrelerle muazzam bir yaradılış mucizesine dönüştüren Cenab-ı Hakka hamdolsun.

“Birbirinizle çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız da kokunuz gider.” (Enfal Süresi 46)

“Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır.” ( Nisa 126 )

Koku yazı dizimizi şimdilik burada sonlandırıyoruz. Ümmete faydalı olabildiysek ne ala…

'Edâma'llahü teâlâ iclâlehüm, dâme ikbâlühüm.

Allaha cc emanet olunuz. Dualarınızda bizi ve Mü’min varlık kardeşlerimizi unutmayınız.

 

Ahmet Sahra

7 yorum:

  1. Harika bir yazi olmus kokulara asik biri olarak cok faydalandim cok tesekkurler ve lutfen daha cok yazin
    Saygilarimla

    YanıtlaSil
  2. Yazınız oldukça etkileyici. gül kokusunu seviyorum.sebebi şimdi anladım. Teşekkür ederim. Yazılarınızı devamını bekliyoruz.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Selamun aleyküm kardeism çok istifade ettim, fakat ENFAL SURESİNİn ayetini yanlıs meal vermişsiniz, dogrusu bu Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
    Mealli Kuran - 182 Lutfen düzeltin......

    YanıtlaSil
  5. Kuranı Kerim kokusu nedir acaba cevap yazarsanız sevinirim iyi çalışmalar

    YanıtlaSil
  6. Kına olmadığı halde birden elimden kına kokusunun gelmesi ne olabilir merak ettim �� ? Emin olmak için başkasına da koklattım onlarda kına kokusu dedi !!

    YanıtlaSil